Modern Kölelik

İnsanlara doğarken bomboş bir kutu hediye edilir. Bu kutuyu önündeki yirmi yıl boyunca doldurması istenir. Bu yirmi yıl içerisinde uyuyup uyandığı saatten, yemesine, içmesine, takıldığı insanlara, okuduğu kitaplara, izlediği filmlere kadar yaptığı, gördüğü her şey o kutunun içine dolar. Yirmi yıl sonra o insandan o kutuyu açıp içine bakması istenir. Kutuyu eline alan insan önce biraz korku ardından sonsuz bir heyecanla kutuyu açar. Gördükleri insanı çoğu zaman şaşırtır. O kadar küçük detayların bu kadar büyük sonuçlar doğuracağını tahmin edemeyen insan paniklemeye başlar. Geçmişini gözünün önünden geçirir. Bir kalp kırıklığı ve pişmanlıkla kutuyu karıştırmaya başlar. Yirmi yıl içerisin de kutuyu hakettiği gibi doldurmuşsa, sonsuz bir sevinçle dolar içi. Ancak o kutunun içi ıvır zıvır ile doluysa, korkusu katlanarak devam eder ve içinden çıkılamayacak bir boyuta ulaşır. Kalan ortalama kırk elli sene insanlara boş olan kutuyu göstermemek ve onu saklamak üzerine kurulu olacak. Şimdi geriye kalan hayatının ilk günü…

“insan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı” Sebahat Ali

Bir işe başladın. İçinden o ıvır zıvır dolu kutuyu para ile doldurmak geçti ve başladın modern köleliğe… Yıllarca çalıştın, başkalarının hayalini gerçekleştirmesi için para karşılığı kölelik yaptın.
Bir gün her zaman ki gibi sabahın yedisinde küfür ederek kalktığın yataktan. Bu defa gerçekten uyanmış olarak kalktın. Hayatının ilk yarısını gözünün önünden film şeridi gibi geçirdin geçirdin. Kutuyu karıştırdın ve sadece yaşamanı sağlayacak kadar para ve birikim varolduğunu gördün. Gerisi hâlâ ıvır zıvır… Canına tak etti. İçinden bu yüzden yaşanır mı? Sadece çalışmak için, yemek yemek için, evlenmek ve çocuğuna sadece bir daire bırakmak için, bir ömrü köle gibi yaşamaya değer mi diye geçirdin. Bu olaydan sonra hiçbir şey eskisi gibi olamayacak. Küfür ederek kalktığın yataktan hiç kalkmamaya başlarsın. Hayatın dibine, derinliklerine doğru gidersin. En dibe vurduğunda o kutu tekrar önüne gelir. Ve her şeyin ilk yirmi yıl içinde olduğunu bu hayattaki en kötü şeyin sevmediğin ve sevmemene rağmen katlanmak zorunda kaldığın şeyler olduğunu görürsün. Ve bir daha bu mecburiyetlere katlanmak zorunda olmadığın bir hayat hayal edersin. Ancak çoğu zaman sadece hayal olarak kalır. O gün geldiğinde şunu hatırlarsın…

” Bizim gerçek dediğimiz şey de, bazı güçlüler yüzünden iyi oynanamayan oyunlardır.” Oğuz Atay.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön